Diyetimin ilk krizini yaşıyorum şu an. Benim için kahve ve çikolata ayrılmaz ikilidir tatları bütünleşmiştir. Ders çalışırken onlarsız olmaz.
Kahveyi demlenmeye bırakırım, buzdolabını açar süt alırım ve o sırada dolap kapağındaki çikolatayı ağzıma atarım. Sonra kahve olunca bir paket daha çikolata açar bitiririm.
Az önce masama otururken gözüme bir lavi çarptı. Kendisini çok severim, dün arkadaşımla kahve dünyasında otururken kahvemin yanında geleni canım istememiş, arkadaşıma vermiştim. Ama bugun masamdaydı. Bilinçsizce pakete elimi uzattım ve durdum. Diyettesin yapma dedim. Kalktım ve mutfaga gittim. Demlenmekte olan kahvem için süt alacakken dolap kapağına altın arayan dedektörlü insan gibi baktıgımı fark ettim.
Bu krizi aşmalıydım.
İnternette önceden yaptıgım arastırmalara göre çikolata krizini aşmanın belli başlı yolları varmış:
1. Derin nefes almak (aldım)
2. 10a kadar saymak (10 kez çiğneyip yutsam? )
3. Su içmek (neden?)
Bunlar bende yemez. Şöyle bir yol buldum.
Gözümü kapatıyorum. Lavinin paketini açtığımı hayal ediyorum. Kokluyorum kokusu geliyor. Kahvem hazır. Laviyi ağzıma atıp bir yudum kahve içiyorum erimeye başlıyor.
Mutluluk hormonum salgılandı bile.
Tadı harika, yoğun tat gecsin diye su içiyorum.
Aa! Çikolatanın tüm tadı gitti. Kalori boşuna mıydı??
İyi ki yememişim deyip yemiş kadar olmuş halde krizi atlatıyorum. :)
Gecenlerde bir makalede rastlamıştım, aslında bizim mutluluk hormonumuz çikolata yiyince salgılanmaya başlamıyormuş. Çikolata yiyeceğimizi düşününce başlıyormuş. Umarım yağlanma da düşünmeyle başlamıyordur :))